23 Aralık 2012 Pazar

Dama sadece günü kurtarmaktır oysa Satranç ileriyi görerek hamleler yapmak

Sunay Akın'ı ilk kez bir televizyon programında izlemiştim. Geçen hafta "Söz Gösterisi" ne gitme fırsatım oldu. Nasıl bir gösteri diye merak ediyordum. İyi ki de gitmişim...



 Fast food yemek gibi bize paket halinde sunulmuş bilgilerden çok farklı yönlerden bakıp irdeleyebileceğimiz merak uyandıran, ilgimizi çekecek, hayrete düşürecek ve kendi deyişiyle aydınlanma yaratacak bilgileri veren biri o. Farklı, sıradışı, gerçek bir entellektüel. En çok korktuğu ve bizim de korkmamızı ve kaçmamızı tavsiye ettiği ise, yarı aydınlar. Sanırım haklı. Daha önce dikkatimi çekmemiş, sorgulamamıza bile fırsat vermeden beyinlerimizi dolduran bir eğitim öğretim anlayışıyla büyüdük biz. Ama bu adam bazı şeyleri değiştirmenin zamanı geldi diyor.
Fatih Sultan Mehmet' in İstanbul' u fethe çıkmadan önce namaz kılmasından değil de Ayasofya'nın yapımını sağlayan zihniyetin sahibi uygarlığın temsilcisi heykeli selamladığını anlatıyor.
Mustafa Kemal Atatürk' ün komutanlığından askerliğinden bahsetmek yerine O'nun kitaba, bilgiye ne kadar önem verdiğini anlatan olayları anlatıyor.
Dup' un manasını, Topkapı Saray' ında bulunan Kaşıkçı Elması' ndan, tahtlardan, ipek halılarla ilgili basma kalıp tekrarlar yerine " Küçük Mehmet' in"  resim defterinin müzenin depolarında farelere yol olduğunu anlatıyor. Berlin' nde bulunan Değirmenli sarayın öyküsünün "Bu ülkenin hakimleri var" diyerek bitişini öyle güzel hicvediyor ki..
Image
18’inci yüzyılın Avrupa’sında, Alman İmparatoru II. Friedrich (Büyük Frederik), Potsdam yakınlarında yazlarını geçireceği görkemli bir saray yaptırmayı planlamaktadır.
Ne var ki dönemin mimari başyapıtlarından sayılan bu sarayın bahçesi olarak öngörülen arazinin tam ortasında yaşlı bir köylünün değirmeni bulunmaktadır.
İmparatorun adamları birçok kez yaşlı adama gidip değirmenini terk etmesini isterler ve imparatorun kendisine yeni bir değirmen yaptıracağını söylerler. 
Ama yaşlı adam hiç oralı olmaz. Önerilen büyük paraları reddeder . 
Kral bu duruma kızar. 
Değirmenciye "Sen benim kim olduğumu biliyormusun?" diye sorar.
Köylü "Biliyorum siz kralsınız " der.
Ama yine de değirmenini satmaz.
Kral , "O zaman ben de zorla alırım" diye azarlar köylüyü.
Köylünün yanıtı ise , hukuk tarihine geçecek niteliktedir:
"Siz kral olabilirsiniz, ama Berlin'de hakimler var ".
Bu cevap karşısında bir an şaşıran kral, ardından sevindiğini gösteren bir yüz ifadesine sahip olur.
Çünkü ülkesinin adaletine duyulan güven onu umutlandırmıştır.
Saray yapılır. Değirmen ise olduğu yerde kalır. 
Kral, Prusya devleti var oldukça bu değirmenin korunması emrini verir. Saraya ise köylünün adını - Sans Souci -verir.
Gelelim yıllar sonrasına...
1917 yılını 1918 yılına bağlayan hafta, Alman İmparatoru II. Wihelm'i iade-i ziyarte için Veliahd Vahdettin beraberinde bir grup rütbeli ile Almanya'dadır.
Kışın bu en soğuk günlerinde Türk heyeti Sans Souci Şato'sunu da ziyarete gitmiştir.
Şatoya gittikleri gün herkes hayranlıkla şatoyu süzerken, aralarından bir kişi -muhtemelen hikayesini daha önceden duyduğu- değirmeni seyretmektedir.
Uzun uzun arka planda kalan değirmeni seyreden 'O' kişi kadınlara seçme ve seçilme hakkını Fransa, İtalya ve İsviçre'den çok yıllar önce Türkiye topraklarında filizlendiren Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildir.
Türk müsün Kürt müsün Çerkez misin Laz mısın Ermeni misin hiçbiri değil. Ben Hitit uygarlığından geliyorum. Ve bırakın artık bölücülüğü diye haykırıyor sahneden.

Ayakta alkışlıyoruz...