Eski bir romandan uyarlanan oyun, Batılılaşmanın ve modernliğin yanlış algılandığını, bilimin, eğitimin, görgü ve çalışkanlığın her zaman kazanan özelliği olacağını anlatmayı amaçlamış.
Müzikli oyunlarda oyuncuların şan dersi almış olması beklenir. Almalılar ki oyunun her şarkı sahnesinde seyirciler eziyet çekmesin. Orkestra oyuncunun bet sesi ortaya çıkmasın, şarkıların rezilliği anlaşılmasın diye çalabilecekleri en yüksek desibelden çalıyorlar enstrümanlarını. Onlara müteşekkirim. Tamam belki bir -İstanbul Efendisi- yakalamak çok güç ama bu kadar da sallapati bir sahneleme olmamalı diye düşünüyorum. Bu durum hem 160 dakika efor sarfeden oyuncuya hem de izlemek için zaman ayıran seyirciye eziyete neden oluyor.
Oyunun ışık yönetimi hatalı idi. Kostümler sıradan, dekor vasattı. Böyle bir müzikal için daha fazla çalışılmalı, emek ve para harcanmalıydı. Oyunun sahnelenmesinde aktif olarak karar verenlerin duygu düşüncesi oyunculara da geçmiş olmalı ki oyunda sadece repliğimi söyleyeyim kapatıp gidelim duygusu hakimdi.
Bu arada sadece bu oyun bazında yorum yapmaktan öteye geçmek istiyorum.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi' nin son 2 yıldır sahnelediği oyunların kalitesinde azımsanmayacak düzeyde bir düşüş eğilimi var. Oyun seçimi, oyuncu performansı, dekor, kostüm, müzik ve ışık gibi başlıca temel öğeler de sıradanlık havası hakim. Oyun kalitesi bu kadar düşük olunca izleyici kalitesi de düşük oluyor ve oyun boyunca sohbet eden, video ve resim çeken, telefonundan gözünü alamayan insanlar koltukları doldurmaya başlıyorlar. Tabi böylesi bir seyirci profili aynı zamanda oyunu ve oyuncuları abartılı şekilde alkışladıklarında oyuncular kendilerini Broadway Müzikal oyuncusu gibi hissediyorlar ve daha fazla çabaya gerek görmüyorlar. Geliştirilmeli, değiştirilmeli...
