“Tanık olup göz yumanlar, örümcek elli
yargıçlar, sıçanların egemen olduğu dünya, eğilmek gücünden yoksunlar,
aşağılık bir ölümsüzlük peşinde koşanlar, öfkeli bakışları kılıç gibi
kuşananlar, karanlık bir kendini beğenmişlik içinde olanlar, başkasının
elbisesi içinde kendi olmaktan çıkanlar, alınyazısının kısır döngüsüne
hapsolanlar, içindeki soğuğu hissetmeye başlayanlar, içindeki çığlığı
boğanlar, adı bir daha anılmayanlar, kendini başkalarının gözlerinde
görenler, suçlu gibi görünen suçsuzlar, kendini kör etmesi iyi
olacaklar, heykellerin dudaklarını ıslatanlar, masadaki balığı yiyen
kediyi kovmayanlar, sokaklardan geçen elleri meşaleli insanlar, büyük
küpler ve örümceklerle dolu mahzendekiler, birden büyüdüğünü anlayanlar
dökülür bir bir.. Karanlıktan aydınlığa, uykudan uykusuzluğa, ebediyetin
kucağına yol alan bir yürüyüş yaşanır sanki."