1 Nisan 2012 Pazar

Beşiktaş kazan biz kepçe..


Biz İstanbul' da yaşayanlar gerçekten şehrimizin değerini bilmiyor, nimetlerinden yararlanmıyoruz.. Neredeyse 10-15 yıldır Yıldız Parkı'na gitmemiştim
. Lise arkadaşlarımızla okulu kırdığımızda kaçtığımız ve benim en sevdiğim yerdi bu park. Zeynep' in görmesini, öğrenmesini istediğim yerler için güzel bir hafta sonu. Gidilen yerlerin tadını çıkarmak için trafiğe yakalanmamak lazım. Bununsa tek yolu gidilecek yere toplu taşıma araçlarıyla gitmek ve yürümek. İyi ki belli bir noktadan sonra yürüyerek buraya gelmişiz çünkü Yıldız Park ının kapısında İspark yetkilileri bilet kesiyor ve Ukame kararıyla 9:30 dan önce içeriye araç girişi yasak. Araçla gelmiş olsak dışarıda açılış saatini beklemek zorunda kalacağız ya da başka bir yere park edip buraya gelmek için yine yürümek..

İçeriye girdik tabiat baharın geldiğinin müjdesini veriyor. Üzüldüğüm bir konu var ki girişin yanındaki  göl kurumuş :( burada ne anılarım vardı. Arkadaşlarımızla çektirdiğimiz resimlere fon oluşturan, üzeri yapraklarla dolu nostaljik gölün yerini kocaman bir boşluk almış. Hatta fosoptik atığı bile var :( buradan hızla uzaklaşıp yukarı doğru çıktık. Zeynep benden daha iyiydi doğrusu benden çok önce tırmandı yokuşu.

Kır kahvesine gittik. Beltur' un işlettiği bu kafeterya da kahvaltı ya da gözleme alabiliyorsunuz. Size burasıyla ilgili söyleyebileceğim en güzel şey çaylarının nefis oluşu. Personel güleryüzlü ve çok ilgili. Nefis bir manzara, doğa ortamı, açık hava ve leziz yiyecekler. O kadar yemek yediğimize göre biraz eritmemiz gerek. Yürüyüş bunun için en iyi fikir. O da ne, bir sincap. Zeynep hayatında ilk kez sincap görüyordu. İnsanlara alışmış, bu sincaplar, hiç kaçmıyorlar. Neredeyse foto çekebilmemiz için bize poz bile verecek. Yıldız parkının içinde bir çok masa var. Hafta sonu kahvaltıları, sohbetleri  için nefis mekanlar. Buradan Malta Köşküne geçtik. Sütlü tatlı istedik ama pastadan başka bir tatlı yokmuş vazgeçtik. Böyle tarihi mekanlarda Türk tatlıları yerine Cheese cakeler, pastalar olmasını saçma buluyorum.
Yıldız parkında heryer sümbül menekşe mis kokular içinde. Lale ve yıldız çiçekleri  öyle güzel ki.

Madem eski günleri anıyoruz. O halde biraz da çocukluğumuza dönelim.




Bu kadar park havası yeter diyerek Dolmabahçeye doğru yürümeye başladık. Beşiktaş ın İnönü deki maçı nedeniyle kalabalık bir grubun ortasında kaldık. Coşkulu bir taraftar topluluğu sloganlar eşliğinde yolu da kapatarak !! yürüyorlardı. İyi ki arabayı almamışım. Ne kadar sorun yaşayabileceğimi güzel bir hafta sonunu trafik çilesiyle hüsrana ugratabileceğimi düşündükçe doğru bir karar verdiğim için kendimi tebrik ediyorum.
Sarayın havuzu etrafı çiçeklerle bezenmiş ortasında kuğu heykelcikleri..Saraya yakışır güzellikte

Sarayın her bir metrekaresi bir ihtişam emaresi

Selamlık bölümünün çıkış kapısı. İçeride fotograf ve kamera çekimi yasak. 
10 dakika yürüdükten sonra Zeynep ve ben Dolmabahçe sarayının önündeyiz. Gişede uzun bir sıra var. Saraya girişte müze kart geçerli değil. Turistler için 30 Tl olan ücret TC uyruklu vatandaşlar için 15 TL ve öğrenciler için 5 Tl. Sıranın uzun olmasına rağmen beklemeyi tercih ediyoruz. Bu konuda kızımla gurur duyuyorum. Saatlerdir mızmızlanmadan yürüdüğü halde sırada da sıramızın gelmesini sukunetle bekledi. Ve Selamlık bölümünün merdivenlerindeyiz. Burada da uzun bir kuyruk var. Girişin bireysel giriş olacağını sandığım için sıranın bize dakikalar sonra geleceğini düşünerek sıkılıyorum ama yine de beklemeye devam ediyoruz. Aldık artık biletleri beklemeye mecburuz.. Boşuna endişelenmişim daha 1-2 dakika geçmedi ki bir anons geldi. Türk ziyaretçiler için toplu olarak rehber eşliğinde 45 dakika sarayı gezecekmişiz. Bu muhteşem işte. Bu tür mekanları rehber olmadan gezmek çok verimli olmuyor. Afyon daki Ulu camiiyi rehberli ve rehbersiz iki gezişimi hatırlıyorum da rehber eşliğinde gezmenin ne kadar farklı olduğunu düşünüyorum. Hem ilginç bilgiler ediniyor hem de gezdiğiniz yerlerle ilgili özellikler daha çok aklınızda kalıyor.
Galoşlarımızı giyerek rehberimizle birlikte grup halinde gezmeye başlıyoruz. Saray 45.000 metrekare. Muazzam büyüklükte. İlk gördüğümüz yer Selamlık namı diğer Mabeyn i Hümayun. Devletin yazı işleri burada yürütülüyormuş. Yazı dairesi, protokol salonu, elçi kabul salonu. Salona çıkış kristal trabzanlı merdivenlerden sağlanıyor. Bu kristaller İngiltere den gelmiş ve 1 ton ağırlığında. Montajı sarayda yapılmış.  Tavan altın kaplama.  Salonda 88 metrekare bir Acem halısı, 1,5 ton ağırlığında bir avize, fildişi iki tane şamdan ve Sultan Abdülhamid' in tahta çıkışının 25. yılını kutlamak için Rusya' dan gönderilmiş 2 tane ayı postu mevcut. İhtişam ve görkem tüm döşemelerde hissediliyor. Selamlıktan Hareme geçişin koridoruında çeşitli tablolar mevcut portre resimler. Erkek olarak sadece Sultan'ın kullandığı bu koridorun sonunda Haremin toplandığı mavi salon mevcut. Burada Padişahın eşine Sultan denmiyor Haseki ya da Baş kadın efendi deniyor. 4 Kadın efendiden sonra geliyor. Haremin kapısında bir portre resmi görüyoruz. Bizzat Abdulmecit tarafından resmedilmiş ikinci eşine ait bir portre bu. Mavi salon Cumhuriyet in ilanından sonra Atatürk' ün misafirlerini ağırladığı ve baloların verildiği yer olarak kullanılmış. Oradan Atatürk ün vefat ettiği odaya geçiyoruz. Odada yatağın başucunda bir saat  var ve saat 9 u 5 geçe durmuş. Aklımızda o malum şiir. Saat 9 u 5 geçe Atam Dolmabahçe de gözlerini kapamış bütün dünya ağlamış... :(( Sultan Abdulaziz yatak odasını ve yatağını gördük yatak normalden daha yüksek. Yatağa yatabilmek için bir basamak var. Oda da taht...

Ve Muayede salonu. Atatürk' ün vefatına kadar kullanılan ve en sevdiği yer olan sarayın en görkemli salonu. Sütun sayısı 56, 4 tane balkon var, bir balkon gazeteciler, bir balkon elçiler, diğer balkonda  orkestra için. Ortada 124 metrekare hereke halısı ve tavanda 4,5 ton avize var.O dönemin parasıyla 10 000 paund  değerinde. Her ne kadar yabancı kaynaklarda hediye olduğu söylense de Sultan Abdülmecid'in annesinin saraya 6 taksitte aldığı bu avize 1912 ylılında saraya elektrik tesisatı gelince 664 ampul takılarak kullanılmaya başlanıyor. Bu avize günümüzde Devlet Başkanı ağırlandığında 1-2 dakikalığına yakılıyor. Bu salonun tavanı 36 metre yüksekliğinde. Gökyüzüne açılan bir pencere şeklinde resimle perspektif kazandırılan tavana derinlik sağlanmış. 3000 sanatçı çalışmış. Yine bu salonda yer alan sütunların altında ızgaralar var. Bu ızgaralar sarayın altındaki  külhanlara odun atılıp yakıldığında sıcaklıkları merkezi sistem şeklinde saraya veriliyor. Atatürk 1923 yılından sonra saray için ' Sultanların elinden halkın eline geçmiş bu sarayı halkın temsilcisi olarak kullanıyor olmaktan şeref duyarım' açıklaması yapmıştır. 1938 yılına kadar resepsiyonlar için kullanılmış bu salon son olarak Atatürk' ün cenazesini kaldırmak için kullanılmış Daha sonra Cumhuriyet geleneği olarak her ne kadar devlet başkanları bu salonda hala ağırlanıyor olsa da genel olarak müze amacıyla halkın ziyaretine açık tutulmaktaymış. 


Saraydan çıktıktan sonra Kuşluk bölümüne geçiyoruz. Burada sülünler, fizan tavukları ve çeşitli kuşlar mevcut. Ve bence buranın en görkemli kuşu. Tavus kuşları.. Hindistan'da kutsal sayılan bu kuşlar gerçekten çok nadide yaratıklar. Kutsal ilan edilecek kadar varlar doğrusu.  Biz çok şanslıydık çünkü bugüne kadar bir çok kez tavus kuşu görmeme rağmen tavus kuşunun tüylerini açtığı anı hiç görmemiştim.  Bunun nedeni bu hayvanların sadece çiftleşme döneminde tüylerini açmalarıymış. Erkek tavus kuşu dişi kuşu etkilemek için açarmış. Ve işte muhteşem renkleriyle ...