27 Şubat 2012 Pazartesi

Uludağ' gezisi Oylat Kültür ve Kaplıca Turuna nasıl dönüştü?



Oylat meydan


Oylat mağarası girişi
Mağara içi. Dışarı çıkarken girenleri korkutmak için içeride amma yarasa vardı dedim. Meğerse gerçekten yarasa doluymuş içerisi. :)))
Cuma' yı Cumartesi' ne bağlayan gece. Saat 03:30. Etrafta in cin top oynuyor. Genelde ılık havalarda bu tür gezilere çıktığım için soğuktan titriyorum. Zeynep ise benden çok daha canlı ve hazır hissediyor kendini geziye. Yola çıkıyoruz. İlk hedefimiz Bursa Oylat. Burada Türkiye'nin en büyük mağaralarından birini görüp aynı zamanda kaplıcasından faydalanacağız. Güzel bir gece yolculuğundan sonra sabah 7.45 de Oylat' tayız. 300 km sürdü. İstanbul'dan buraya gelmek.



 

Planımız doğal ürünler pazarından kahvaltılık malzeme alıp nefis bir doğa manzarasına sahip... çay bahçesinde kahvaltı etmek. Pazar, sabahın erken saatleri olduğu için henüz kurulmamış. Ama yine de kahvaltılık malzeme çıkartacak kadar tezgah açık. Yumurtalar henüz geliyor. Ben ki yumurtayı pek sevmem ama bilenler ısrar ediyor böylesine lezzetli bir rafadan yumurtayı bir daha kolay bulamazsın diye uyarıyorlar. Kabul ediyorum. Nevaleler alındı.
 


Sıra geldi fırından sıcak ekmek alıp doğru çay bahçesine.  O da ne mekanın sahibi henüz daha işletmenin kapılarını açmamış. Hemen tanıdıkları araya koyuyoruz :)) Açtırtıyoruz işletmeyi. Tavşan kanı çayların kendin önce mis gibi kokusu geliyor. Sofra da ne yok ki? Sabırsızlanıyorum. Fırın daha ekmekleri çıkarmamış. Bekleyemiyoruz bi gün öncesinin ekmeklerinden yemek kısmet oluyor bize. Yol ve temiz hava nedeniyle çok acıkmışız. Öyle lezzetli ki. Kahvaltı faslı 3 saat sürüyor. Artık yürüyüş ve keşif zamanı.


 




 


 Oylat mağarasına doğru intikale geçiyoruz. Kalabalık bir grup yollara dökülüyoruz. Uzunca bir yürüyüşten sonra mağaranın kapısındayız. Girişler 7,5 Tl. Fiş verilmeyince kızıyorum. Bu konuda hassasım. Görevli fiş isteyince sinirleniyor. Nedense!! Türkiye'nin 3. büyük mağarası burası. Derin bir vadinin yamacında ve sarp kayalığın içinde. Mağaranın içine girdiğinizde vay be diyorsunuz. Bu kadar büyük ve derin bir mağara. İçine galvanizden merdivenler yapılmış. Yaklaşık 1 km yürüme yolu var. Genelde hep merdivenden çıkış ve iniş şeklinde. Mağaranın ihtişamını görünce Turizm konusunda ne kadar yetersiz olduğumuzu ve buranın neden tanıtılmadığını düşünüyor ve tartışıyoruz. Öğreniyorum ki mağaranın turizme gelir olmaktan daha önemli bir varoluş sebebi var. Ekosistemi korumak. Çünkü mağaranın içinde çeşitli yarasa popülasyonu var ve daha önce çok sık rastlanmayan bir sürüngen türü yine burada. Sivil toplum kuruluşları buranın turizme açılmasına mani olmak için hukuksal mücadelerini uzun yıllardır sürdürüyorlarmış. En kötüsü de mağaraya insanların girip gezmesi için galvanizden yol yaparlarken bu sürüngenlerin hepsini dışarı atmaları olmuş. Mağara yolculuğumuz sona eriyor.
 



 

 Çok yorulduk ve artık kaplıca sefası yapmak için sabırsızlanıyoruz. Ama önce biraz soluklanmak biraz da dinlenmek için bir yer arıyoruz. Karşımıza mağaraya çok yakın bir tesis çıkıyor. Köy Konağı. Burası hem butik otel hem de cafe. Mis gibi demlenmiş çaylarımızı içerken burada konaklamaya karar veriyoruz. İşletme sahibi oldukça misafirperver. Biraz dinlendikten sonra yazın kapısında kuyrukların olduğu Aslanağzı' na gidiyoruz. İçeride 2 saat geçiriyoruz kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Ertesi sabah ki plan Köy konağında köy kahvaltısı yaptıktan sonra şelaleye gitmek.
 





 


Bu zorlu bir yürüyüş olacak çünkü yürüyüş parkuru karlı ve çoğu yer buz tutmuş. Çok keyifli 1 saat yollarda debelendikten sonra şelaleye varıyoruz. Değiyor doğrusu. Dönüş daha kolay mı oldu ne? :)


Çok susadım. Madem doğadayız suyu da bu şekilde içmek lazım. Racona uymalı :) Madem Uludağ diye yola çıktık. Uludağ' a uğramadan gelmek olmaz. 1 saat yolculuktan sonra Teleferik bölgesindeyiz.


 


 

Uludağ eteklerinde mis gibi hava ve teleferikte izdiham var. Çok yoğun. Biz daha önce çıktığımız için grubun diğer üyelerini teleferikle Uludağ' a gönderiyor kendimiz bölgeyi dolaşıyoruz. Burada 2 saat geçirdikten sonra Köfteci Yusuf' a uğramadan gitmek olmaz. İznik' e geri dönüyoruz. 1 saat boyunca sadece köfte yemek için geri dönmemize şaşırmıyorum. Tantuni yemek için 2 günlüğüne Mersin ' e giden ben bunu tabi ki yaparım. Köfteler nefis, tatlılar ve salatalar da. O kadar beğeniyorum ki İstanbul' da aynı lezzeti devam ettirmek için yanımda götürmek için çiğ olarak kiloyla satın alıyorum. Gece 01.00 de dönüyoruz. Çok yorgunum. Ama mükemmel bir hafta sonuydu ve tüm yorgunluğa değerdi diyorum.