Dün akşam Şehir Tiyatrolarının yeni bir oyunu için Ümraniye' deydim. Bilgesu Erenus' un yazdığı oyun yaşlı bir hanım ve yanında çalıştırdığı hizmetçisini yılbaşı gecesi parayla yanında tutmak için harcadığı çabayı sahneliyor.

Oyun ilk bakışta böyle bir görüntü verse de oyunun çok önemli bir ana fikri, oyuncuların temsil ettiği çok önemli kavramlar var.
Arka bahçelerin gözden geçirilmesi gerektiği, günü kurtarma çabasıyla sadece ön bahçeleri temizleme ve güzel göstermeyle bir arpa boyu bile yol katedemeyeceğimizi tokat gibi yüzümüze çarpan bir oyun bu.
Yaşlı kadın emperyalist ülkeleri temsil etmektedir. Emily Grey (Güzin Özyağcılar) namı diğer hanımefendi, tüm gece arka bahçe ! sine atmış olduğu çöplerin sıkıntısını yaşamakta, onları evinden uzaklaştırmak istemektedir. Fakat bunu hizmetçisinin ! (üçüncü dünya ülkeleri) yardımı olmadan yapamamakta ve onu gecenin başlangıcında 300 dolarla başlayıp 600 dolara kadar çıkan bir bahşiş hayaliyle yanında tutmaya çalışmaktadır. Gecenin ilerleyen saatlerinde hizmetçisi sıkılıp eve dönmek istedikçe onu içki, tv, dans ve para vaadiyle oyalamıştır. Tıpkı lider ülkelerin üçüncü dünya ülkelerini oyaladıkları gibi!
Oyunda hizmetçisine bir süre verip bu süre içinde "mirasımı sana bırakacağım avukatımı ara deyip verdiği numaranın aslında avukatın arandığı telefon numarası ile aynı olması" güzel bir ironi idi.
Oyunun 2001 11 Eylül saldırısından önceki bir tarih olan 13 yıl önce yazılmış olması beni olduğu kadar o dönemde oyunu izleyenleri şaşkınlığa uğratmıştır.
Bilgesu Erenus gerçekten çok güzel anlamlı ve dokunan bir oyun yazmış. Aklına sağlık.
Oyundan bir Kızılderili atasözü " Son ağaç kesildiğinde, son su içildiğinde, son balık yendiğinde beyaz adam altının hiçbir işe yaramadığını görecek "
"Beyaz adam savaştı biz öldük"
"BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR"
"Yabancılaşmanın bir onur sorunu olduğu kadar, bir kendini savunma mekanizması olduğuna dair bir makale yazarım belki günümüzde.. Her ne anlama gelecekse"
"Hepimizi aynı atık yığınındayız zaten, akıl almaz bir kokuşmanın ortasında, bilim gibi, sanat gibi, politika gibi. Ve doğacak çocuklarımızdan yana hiç bir şansımız kalmadı..."
"UY YA DA ÖL!!!!"

Oyun ilk bakışta böyle bir görüntü verse de oyunun çok önemli bir ana fikri, oyuncuların temsil ettiği çok önemli kavramlar var.
Arka bahçelerin gözden geçirilmesi gerektiği, günü kurtarma çabasıyla sadece ön bahçeleri temizleme ve güzel göstermeyle bir arpa boyu bile yol katedemeyeceğimizi tokat gibi yüzümüze çarpan bir oyun bu.
Yaşlı kadın emperyalist ülkeleri temsil etmektedir. Emily Grey (Güzin Özyağcılar) namı diğer hanımefendi, tüm gece arka bahçe ! sine atmış olduğu çöplerin sıkıntısını yaşamakta, onları evinden uzaklaştırmak istemektedir. Fakat bunu hizmetçisinin ! (üçüncü dünya ülkeleri) yardımı olmadan yapamamakta ve onu gecenin başlangıcında 300 dolarla başlayıp 600 dolara kadar çıkan bir bahşiş hayaliyle yanında tutmaya çalışmaktadır. Gecenin ilerleyen saatlerinde hizmetçisi sıkılıp eve dönmek istedikçe onu içki, tv, dans ve para vaadiyle oyalamıştır. Tıpkı lider ülkelerin üçüncü dünya ülkelerini oyaladıkları gibi!Oyunda hizmetçisine bir süre verip bu süre içinde "mirasımı sana bırakacağım avukatımı ara deyip verdiği numaranın aslında avukatın arandığı telefon numarası ile aynı olması" güzel bir ironi idi.
Oyunun 2001 11 Eylül saldırısından önceki bir tarih olan 13 yıl önce yazılmış olması beni olduğu kadar o dönemde oyunu izleyenleri şaşkınlığa uğratmıştır.
Bilgesu Erenus gerçekten çok güzel anlamlı ve dokunan bir oyun yazmış. Aklına sağlık.
Oyundan bir Kızılderili atasözü " Son ağaç kesildiğinde, son su içildiğinde, son balık yendiğinde beyaz adam altının hiçbir işe yaramadığını görecek "
"Beyaz adam savaştı biz öldük"
"BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR"
"Yabancılaşmanın bir onur sorunu olduğu kadar, bir kendini savunma mekanizması olduğuna dair bir makale yazarım belki günümüzde.. Her ne anlama gelecekse"
"Hepimizi aynı atık yığınındayız zaten, akıl almaz bir kokuşmanın ortasında, bilim gibi, sanat gibi, politika gibi. Ve doğacak çocuklarımızdan yana hiç bir şansımız kalmadı..."
"UY YA DA ÖL!!!!"