Bloğumun başlığını Zenne'de Hayal Kırıklığı olarak yazmıştım. Ama film hakkında düşündüklerimi yazdıktan sonra haksızlık ettiğimi düşünerek objektif başlıkla değiştirdim. İzleyin ve siz karar verin.
48. Uluslararası Altın Portakal Ödül Törenini izlerken 5 dalda ödül alan bu film fragmanıyla ve konusuyla ilgimi çekmiş, Türk sinemasının artık daha cesur ve duyarlı olduğunu düşünmüştürm. Film geçtiğimiz cuma vizyona girdi. Eşcinsellik, ayrımcılık, toplumsal baskı, özgürlük, töre ve askerlik gibi bir çok konuda yaşanan ve tabu olan utanılası sahneleriyle birçok noktaya değinmiş olan filmi beğendim mi ? Belki evet belki hayır.
Doğal bir akış yakalayamadığım filmin planlarını, senaryosunu üstün körü buldum. Parçalı bir yapı var ve süreklilik sağlanamamış. Sahnenin tam olağanüstü etki yaratacağını düşündüğünüz anlarda bi anda başka bir sahneyle bölünmesi rahatsızlık yaratıyor. Konusu ve çeşitli nedenlerle beklentilerin yüksek tutulması filmde aranılanın bulunulamamasına da sebep oluyor. Gay hayatının özüne inilememiş, hissettikleri (tecavüz ihtimali sahnesi hariç) verilememiş. Dans sahneleri bütünlükten uzak ve anlamsız kalmış. Karakterler konuyla özdeşleştirilememiş. Bu iki yönetmenli bir film olmasından mı kaynaklanıyor acaba diye düşünmeden edemiyorum. Senaryoda boşluklar var.
Filmde zennenin rengarenk kostümleri insanda bu dünya herşeye rağmen yaşanabilir mesajı veriyor. Can' ın deniz kenarındaki coşkusu, dans etme konusundaki tutkusu, gerek karakolda gerekse askerdeki dik duruşu ile eşcinsellerin acınası hallerinden vakur bir hale büründüklerini gösteriyor. Filmde iki kadın var ikisi de anne fakat aralarında karakter olarak öyle uçurumlar var ki! Biri sen herşeye rağmen benim oğlumsun ve seni dünyalara değişmem diyen ve dünyaya kafa tutan bir kadın, bir anne, bir insan! Diğer tarafta ki ise oğlunun kirli, eksik, günahkar ve yaşamaması gerektiğini düşünen etraf ne der diye yaşayan insan suretinde kadınlıktan utandıracak bir varlık!!
Öteki yi anlayabilmek için...

