Habertürk' ün köşe yazarlarından sevgili Zeynep Çavuşoğlu' nun 16 Ağustos tarihinde yazmış olduğu nefis bir köşeyazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabi sevgili Zeynep Çavuşoğlu' na, yazısını, bloğumda paylaşmam için vermiş olduğu izin için teşekkür ediyorum..
Mesafeli İlişkiler..
UZAKLIK ve yakınlık kavramları sanıldığından daha farklı bir mesele. Yanınızda duranla, uzağınızda duranın
size olan yakınlığı bir olcu değil. Cunku insan en konusamadıklarını, paylasamadıklarını ona en uzak insanla paylasabiliyor. En yakınındaki ise bir buz kutlesi gibi yanı basında kalabiliyor. Bir arayıs var yakınken uzak olmakta, bir anlamsızlık var uzakken yakın olmakta. Yanı basındaki olmuyor her zaman hayatı sevdiren. Bambaska bir yabancı olabiliyor seni gercekten gulumsetebilen. Kac kere gorduğun değil, kac kere paylastığın oluyor seni aslen bilen...
YAKINLASTIKÇA BÜYÜ BOZULUR
Hemen ozellestirebiliyor insan hic tanımadığını. Hayatının cemberi icinde olmayana; esini dostunu tanımayana, daha doğrusu ondan hicbir zarar gelmeyeceğine inandığına acıveriyor kalbini, yaralarını... Tehdit gibi goruyoruz etrafımızdaki yoğunluğu. Hasetler, gosterisler, yapaylıklar sarıyor etrafımızı. Beraber seneler gecirdikce uzaklasıyoruz onlardan. Anlatmak istemiyoruz varımızı yoğumuzu. Bir yabancı daha guvenli geliyor cunku bizi yargılayacak kadar tanımıyor. Hem hic tanımadığı birini dinlemeden yargılamak da istemiyor insan. Hayatında bir sıfatı olmadığından kendini buna mecbur hissetmiyor. Yabancı sizi ne kıskanıyor, ne onemsiyor, ne yadırgıyor. Đcimiz kaynıyor bu duyguya. Daha cok anlatmak, daha cok paylasmak istiyoruz. Hayatımız boyunca canımızı
acıtmıs yakınlarımızı anlatmak istiyoruz; yasadıklarımızı, ic dunyamızı, sorunlarımızı... Belki bir dostluk anı yasıyoruz ya da ufak bir paylasım. Fakat dunyalara bedel gibi geliyor. Tekrar nefes aldığımızı hissettiriyor. Yakınlastıkca bozuluyor o buyu, sıfatlar takıldıkca... Yakınıyla beklentiye giriyor insan. Beklentiler hayatımızı zehir etmeye baslıyor. En ufak sozler yaralamaya, en kaale alınmayacak tartısmalar insanın hayatını dar etmeye baslıyor. Sonra araya mesafeler giriyor. Hayalet mesafeler, gorunmez mesafeler... Birbirinize kurduğunuz cumleler aynı kalıyor ama iclerindeki anlamlarını yitirmeye baslıyor. Bosa savruluyor 'seni seviyorum'lar, 'askım'lar, 'sevgilim'ler... Biliyorsun doğru olmadığını ama terk edemiyorsun diline dolanan kelimeleri. İnsan uzağında kalmısı nasıl sevebilir ki?
Bir yabancılasma sarıyor evin dort bir yanını; bir tiyatro donuyor, bir sahne, iki karakter. Gecmisi oynuyorlar ara sıra.
Tiyatronun adı: 'Her Sey Eskisi Gibi Olsa'. Đnanmak istiyor iki karakter de basrollerine. Saygı duyuyorlar birbirleri icin verdikleri emeklere. Guzel bir an yakaladılar mı; eski anıları yad ediyorlar birlikte. Ne yaparlarsa yapsınlar, bir yabancıyla oldukları kadar kıvılcımlanamıyorlar iste. Saplanıp kalıyorlar, o sahte askın bitik evrelerine.
NEDEN BU YABANCILASMA?