Ne giyecek, ne yiyecek, neye gidecek, hep ebeveynler karar veriyor… Bireysel Gelişim Uzmanı Nil Gün’e göre böyle bir yaklaşım, doğası karanfil olan bir çocuğu, zorla papatya yapmak. Oysa çocuğa dokunarak sevmek, onunla yedi dakika konuşmak, hem özgüveninin gelişimini sağlıyor hem de sorumluluk duygusunun…
Küçük bir çocuğun dolapta bir sürü hapı görmesi son derece sakıncalıdır. Anne-babasının onları kullanma sıklığı çocuğun dikkatini çeker. Başım ağrıyor, yut hapı. Uyuyamıyorum, yut hapı. Sakinleşmek için yut hapı. Çocuklarımızın gözü önünde hap yuta yuta şunu öğretiyoruz; Her şey için bir kolay çözüm var. Hap. Ondan sonra. Çocuğumuzun uyuşturucu hap aldığını duyunca panik oluyoruz. Oysa hiçbir hap çözüm değildir. Sadece sorun veren duyguları yatıştırır.
TV’ler bugün çocuk eğitimine en büyük darbedir. Düşünün 1 saat içinde 7 ceset ve 50 yaralı ile karşılaşıyor çocuk. Filmin kahramanı öldürüyor, yıkıyor, kırıyor ve başarıyor. Çocuk şiddeti öğreniyor. Reklamlarda sahte mutluluklar dağıtılıyor. Bilmem ne kahvesi ya da kolası içersem çok mutlu olacağım diye şartlanıyor çocuk. Mutluluğun dışardan gelen bir şey olduğunu öğreniyor.
Minimum olarak insanlar günde 4 kez sarılırlarsa daha sağlıklı oluyorlar. Biyolojik olarak bağışıklık sistemleri daha iyi çalışıyor. İlk 6 yılı anne babasıyla geçiriyor çocuk. Çocuğun hayat hakkındaki düşünceleri, hayatı algılaması ilk 6 yaşta şekilleniyor. 0-6 yaş arası çocuğun damgalama, 6-12 yaş arası modelleme, 12-13 ise sosyalleşme dönemi. Sarılma iki insanın arasındaki en yakın ilişkidir. Şunu da sakın unutmayın. Çocuk gerçek sarılma ile formalite sarılma arasındaki farkın ayırtına çok iyi varıyor.
Son zamanlarda bazı reklamlarda “dokunma” eylemine özellikle vurgu yapılıyor. “Dokunmadan sevemezsin” ve “sevmek dokunmaktır” birbirini rakip iki temizlik ürününün sloganı. Peki, ne derece hayata geçiyor bu felsefe günlük hayatta. İzlediğim seminerin de etkisiyle, uzun süredir tanıdığım bir anneye pat diye şunu sordum: “Çocuğuna hiç dokundun mu?” 12 yaşında bir kızı vardı ve çocukla ilişkisi “otorite”ye dayalıydı. “Çocukken koynumuza alıyoruz, günde kaç kere emziriyoruz, çocuk o zaman zaten tadıyor dokunma duygusunu” diye yanıt verdi. Çocuğu şımartmamak gerekirdi ona göre. Sert olmak, yüz vermemek, çocuğun bazı “kötü olaylar” içine girmesini engellerdi. Kızı geldi gözlerimin önüne. Suskun, içine kapalıydı ve aşırı unutkandı. Beni şaşırtan, yaklaşık 5 yıldır çocuğuna hiç dokunmamıştı.
Neden “dokunma” gündeme geldi şimdi? Atacan Koleji’nde “Dokunmanın mucizesi ” diye ifade edilebilecek yeni bir eğitim sistemine tanık oldum.
Okul yönetimi önce öğretmenleri eğitmiş, ardından bu eğitimi öğrencilerle sürdürmüş. Haftanın belli günlerinde “Özsaygı”, “Özgüven” ve “Özsorumluluk” derslerini alan anaokulu ve ilköğretim öğrencilerinin, derslerinde daha fazla başarı gösterdiği bizzat öğretmenleri söylüyor.
Bu derslerin içeriği ailelere de bildirilmiş fakat onlar tam olarak anlamakta zorlanmışlar. Sadece sabahları kendilerine daha fazla sarılan bir ufaklıklar ve yüksek notlar. Çocuklarındaki olumlu değişim karşısında etkilenen ebeveynler, okul yönetimini soru yağmuruna tutunca yönetim, bütün velilere 4 saatlik eğitim semineri vermeyi kararlaştırdı.
Kişisel Gelişim Uzmanı Nil Gün’e göre dünyanın büyük çoğunluğu “heykeltıraş” anne babalardan oluşuyor. “Çocuk sahibi” deyiminde “sahibi” kelimesine özellikle vurgu yaparak eleştirmeyi de ihmal etmiyor: “Çocuğun ‘sahibi’ sahibi olduğumuz zaman onu, doyurulmamış beklentilerimiz, doyurulmamış hayallerimiz doğrultusunda şekillendiriyoruz. Ne giymesine, yemesine, hangi seçimleri yapması gerektiğine, hangi okula gitmesine, hatta kiminle evleneceğine varana kadar her şeyi biz belirliyoruz” Bu anlayışın çocuğun doğasına aykırı olduğunun altını çiziyor Nil Gün. Çoğumuz heykeltıraş anne babalar tarafından yetiştirildik. “Anamdan babamdan gördüğümü yaparım” diyor birçok insan … İşte “Self Esteem” adı verilen, “Bütünsel Eğitim” olarak da anılan bu eğitim modeli, bu geleneği kırmayı hedefliyor…
Bir anne baba çocuğuna kaç kere sarılır. Sarılma nasıl bir duygudur? Nil Gün’e göre günde üç kere sarılmak çocuğu ruhsal açıdan doyuruyor. Aynı şekilde karşılıklı konuşmak da öyle. Her gün 7 dakika ayırarak onlarla konuşmak da son derece geliştirici. Fakat Nil Gün, bu konuşmanın kalitesine dikkat çekiyor. “Çocukla konuşurken, “Bu yemeği beğendin mi?” şeklinde de değil, “Bu yemeğin nesini beğenmedin?” diye sormak gerekiyor. “Tatilin iyi geçti mi?” yerine, “Tatilde en çok neden hoşlandın?” sorusuyla açıklayıcı yanıt almaya çalışın. Hediye almışsanız “Bu bluzun neyini beğendin” diye sorun.
Bir kreşte bu tür sorular sorarak ve her gün 7 dakika doyurucu sohbet gerçekleştiren kreş öğretmenleri, üç alın sonunda bakmışlar ki çocuklar daha sakin, daha hazır cevap! İşleyen demir ışıldar! Çocukların içindeki potansiyeli ortaya çıkarmaya çalışmak yerine onlara “Sen aptalsın”, “Çok sakarsın” diye hakaret eden ebeveynlerin yanlış davrandığını vurguluyor Gün. Bir annenin, çocuk evden çıkarken “Hırkanı al” diye ısrar etmesinin tercümesini ise şöyle yapıyor; “Sen ne zaman üşüyeceğini ne zaman terleyeceğini bilmeyecek kadar yetersizsin!” Çocuğu hep hata yapacak gibi davranmanın doğaya aykırı olduğunu vurguluyor.
SADECE 7 DAKİKA
HEYKELTIRAŞ ANNE BABALAR
Çocuklara dair seminer anekdotları