30 Mart 2011 Çarşamba

Milli Maç




Herşey, Biletix' in bana gönderdiği Türkiye-Avusturya maçının Şükrü Saraçoğlu Stadında oynanacağı mailini okumamla başladı. Daha önce hiçbir maça gitmemiştim. Birçok kadın gibi ben de nefret ederim maçtan. Bir topun peşinde koşan 22 adam. Ama her nedense bi anda ne olduysa milliyetçilik duygularım kabardı. Tüm koşullar uygundu. Maç ülkemizde oynanıyordu ve milli mücadele söz konusuydu. Oraya gitmeli ve benim gibi düşünen onbinlerle tek yürek olmalıydım. Arkadaşlarıma haber verdim. Etkinliği duyunca planlar başladı. Karnaval şapkaları alınacak, milli takımın renklerine bürünülecek, yüzümüzü kırmızı beyaz boyayacaktık. Biletler temin edildi, maç günü geldi çattı. Herşey için hazırdık. İstanbul'un korkunç maç ve akşam trafiğini görünce, her ne kadar eleştirilse de metrobüsün faydasını bir kez daha anlamış olduk. Artık staddaydık. Numaralı tribünde olduğumuz için mi yoksa yenilenen Saraçoğlu stadının bir özelliğimi bilmem ama girişimiz çok rahat oldu. Beni korkutan yığılmalar ve kuyrukların hiçbiri yaşanmadı. Yerlerimize oturduk. Çok güzel bir ambianstı. Herkes, her yer kırmızı beyaz. Federasyonun dağıttığı bayraklar elimizde. Maçın başlama düdüğünden önce milli marşımızı gururla ve büyük bir coşkuyla seslendirmemiz. İyi ki gelmişim dedim kaç kez. Böylesi bir güzelliği ve coşkuyu yaşamak için bu kadar sene nasıl beklemişim?  Maç başladı. Maçtan anlamamama rağmen Arda'nın sahadaki varlığını eleştirirken buldum kendimi. Bu çocuk kim? Hani şu formasında 14 numara yazan dedim. Arda dediler büyük bir coşkuyla. Attım tuttum. Koşmuyor, oynamıyor, yanlış yapıyor dedim dakikalarca.. 28.dakikadayız. Golü atan Arda. "Helal sana Arda" "Bravo Arda" derken buldum kendimi. Güldüm. İlk 20 dakikada 3 tane gol pozisyonu ama biz bunlardan yararlanamıyoruz. Takımda takım ruhu yok herkes münferit oynuyor dedim. Olmaz ki ama. Maç 1- 0. Yenilgiden ölümden korkar gibi korkarım. Maç bitsin biran önce diye dualar ediyorum. Yeter bu sonuç bize. Alacağımız aldık nasılsa. Bundan sonra ki her dakika risk. Maç izleme keyfi, stadın coşkusu artık umrumda değil. Ve dakika 77. 2. golü Gökhan Gönül attı. Nasıl çığlık çığlığa sevincimi gösterdim hatırlamıyorum bile. Penaltı kararının verildiği dakikalarda da hemen totem yapma gereği duydum. Volkan bu topun filelere değmesine izin vermemeliydi. Atış öncesi büyük bir soğukkanlılıkla suyunu içti. Kalesine geçti. Ve yapması gerekeni yaptı. Top ağlara ulaşamadı. Çok şükür diyerek bir kez daha mutluluğumuzu tüm stad, tezahüratlarla, marşlarla, şarkılarla dile getirdik. Biz Fenerium üst tirübündeydik. Ama kale arkalarında yer alan Migros ve Telekom tribünleri olarak adlandırılan tribünlerdeki coşku, tezahürat hiçbir yerde yoktu ve onların arasında olmadığıma üzüldüm. Karşılıklı, birbirlerini tamamlayıcı sloganlar; cep telefonlarının fenerlerini yakıp bir bütün oluşturmalar, maraton tribününden inen ay yıldızlı dev bayrağımız.. Seyircide en az takım kadar efor sarfetti doğrusu. Arda'nın özel hayatı ile ilgili yazılanları eleştirenlere bir bakış açısı getirmek istiyorum. Tabi ki kimsenin hayatı kimseyi ilgilendirmez. Dilediği gibi yaşar eğlenir. Ama bu durum maçlardaki performansını etkilerse o zaman taraftarda bunun hesabını sorma hakkını kendinde bulur. Ben Arda'nın buna koz vermemesi gerektiğini düşünüyorum. Takımın maç sonrasında primlerinin yüksek tutulmasını istemeleri meselesi de hiç hoş değil. Her ne kadar maçı galip bitirseler de bu durumu karşı takımın çok iyi olmamasınaı da bağlayabiliriz. Biz Türk milleti olarak cömert bir yapıya sahibiz. Yeter ki bunu hakeden bir takım bulalım karşımızda. Alın şampiyonluğu, bakın ne paralar kazanıyorsunuz. Yoksa bu galibiyetlerin devamı gelmeyeceği için mi şimdiden küpümüzü dolduralım diyorsunuz. İyisiyle kötüsüyle maçı kazandık ve zaferle o staddan ayrılmış olmanın tadını çıkardık. Çıkışta zaferi kutlamamız gerekiyordu. Bunu hepimizin sevdiği bir künefe ziyafetiyle taçlandıralım dedik. Kadıköy evlendirme dairesi yakınlarında yer alan Ekol Hatay Künefe ye ugradık. İçerisi tıklım tıklımdı. Siparişlerimiz 20 dakika sonra ancak geldi. Garson samimi ve sevimliydi. Gece 1 e kadar açıklarmış. Gözüme çok az gözüken porsiyon, fiyatıyla da şaşırtıcı derecede pahalıydı. Kaymak biraz daha taze olabilirdi. Künefenin genel olarak lezzetli olduğunu söyleyebilirim.